Kpss Coğrafya Test Soruları-Soru Bankası

Kpss Coğrafya Test Soruları-Soru Bankası


Kpss Coğrafya Yaprak Test 1

Kpss Coğrafya Yaprak Test 2

Kpss Coğrafya Yaprak Test 3

Kpss Coğrafya Yaprak Test 4

Kpss Coğrafya Yaprak Test 5

Kpss Coğrafya Yaprak Test 6

Kpss Coğrafya Yaprak Test 7

Kpss Coğrafya Yaprak Test 8

Kpss Coğrafya Yaprak Test 9

Kpss Coğrafya Yaprak Test 10

Kpss Coğrafya Yaprak Test 11


Lise 4 Coğrafya Etkinlikleri

Lise 4 Coğrafya Etkinlikleri

12.Sınıflar Coğrafya Etkinlikleri



*************************************

---- DİĞER KONU ANLATIMLI DERSLER ----
************************************************************


Coğrafya Etkinlikleri



YENİ EKLENEN ETKİNLİKLERDEN HABERDAR OLMAK İÇİN FACEBOOK GRUBUMUZA KATILIN...
KATILMAK İÇİN;RESMİ VEYA
BURAYI TIKLAYINIZ....

Diğer sitelerimiz...

Coğrafya dersi için
www.cografyadersanesi.blogspot.com

Tüm Dersler İçin
www.lisederslerim.blogcu.com

2009 Öss Sınavı İçin
www.osssinavi2009.blogcu.com

Coğrafya lise Etkinlikleri İçin
www.osscografya.blogcu.com

Coğrafya Etkinlikleri için

www.etkinlikdersanesi.blogcu.com

www.siirtliyiz.blogcu.com


Lise 4 Coğrafya Konu Anlatımı

Lise 4 Coğrafya Konu Anlatımı

12.Sınıf Konu Anlatımı-Aguateca

Aguateca Medeniyeti

Düşman saldırısından kaçan bir Maya hükümdarı ve maiyeti, geride hayatlarına dair ipuçları veren çarpıcı parçalar bırkmışlardı. Şimdiye dek yalnızca resimlerde görebildiğimiz tören maskelerinin ilk örnekleri de bunların arasında.



Aguateca’da kazılara başlamadan önce, bazı soyluların hem sanatçı hem de kâtip olarak hizmet verdiğini Maya metinleri sayesinde biliyorduk. Aguateca’da gün ışığına çıkardığımız her ev, sanatçı ve kâtiplerin çalışmalarından kalıntılar barındırıyordu. Orman örtüsünü bozmamak için ağaç kökleri çevresinde çalışırken, farklı boylarda 18 adet taş baltadan oluşan bir setin bulunduğu bir ev keşfettik. Aşınma analizleri bu baltaların taş yontmakta kullanıldığını gösteriyor. Artık bu alet takımının saltanat anıtları yontan bir heykeltıraşa ait olduğunu düşünüyoruz. Bir kâtibin araç gereçlerinin bulunduğu bir evde, mozaik aynalardan kalma 300’ü aşkın pirit parçası da günümüze dek korunmuştu. Çertten yapılma tabak, havaneli ve kumtaşından kare kap boya maddelerini ezmek için kullanılıyor, elde edilen boya daha sonra büyük olasılıkla seramik kavanozda saklanıyordu. Deniz kabuğundan oyulmuş beş santim boyundaki bir maymun kafası, üzerindeki deliklerden muhtemelen bir giysiye tutturulmuştu. Maya kozmolojisinde maymun kâtiplerin tanrısıydı. Mısır dibekleriyle aynı binada bulunan seramik buhurdana ise bir başka tanrının yüzü işlenmiş. Son yangının enkazı altında paramparça olmuş bu buhurdan, tahminen ayinlerde kullanılıyordu.



Günümüzde silahlı bir savaşçıyı betimleyen dikili bir taş anıt gördüğümüzde, genellikle savaşta yaşamını yitirmiş birinin abidesine bakıyor oluruz.

Eski Maya Uygarlığı'nda durum böyle değildi; dimdik ayakta duran ve bazılarının yüksekliği tüm ihtişamıyla sekiz metreyi aşan oyma monolitler, yani dikilitaşlar, bir düşman karşısında son kazandığı zaferin belgelenmesini isteyen yerel hükümdarın buyruklarıyla hünerli sanatçılar tarafından yapılırdı.

Hükümdarın tasviri, en göze çarpıcı biçimiyle başlığındaki ve elinde tuttuğu asa ya da silahtaki simgeler aracılığıyla makamının gücünü yansıtırdı. Savaştaki ustalığı, genellikle son fethinden elde ettiği ganimetler olan kafatasları ya da küçültülmüş kafaların asılı olabildiği bir kuşakla tamamlanan zırhında vurgulanırdı. Öteki tüm dikilitaşların yüzeylerini kaplayan Maya hiyeroglif yazılarında, doğumu, soyağacı, tahta çıkması ve yakın zamanlarda rakiplerini ezip geçtiği başarıları ayrıntılı biçimde anlatılıyordu. Bir hükümdar, saltanat süresinin uzunluğuna bağlı olarak, daha yaşarken efsaneleşmeyi garantiye almak için yönetimi altındaki birkaç yere, birden fazla dikilitaş diktirebilirdi.



Çıkarıldıktan sonra nispeten yumuşak olan ve zamanla sertleşen kireçtaşı, Mezo-Amerika'da en çok bulunan malzemeydi ve dikilitaş yapımında sıklıkla kullanılırdı. Oymacılar jadeyit ya da obsidiyen baltalar ve keskilerden yararlanırdı. Maya uzmanlarına göre dikilitaşlar boyanıyordu; kuşkusuz bu, hükümdarın tebaası üzerindeki görsel etkisini en üst düzeye çıkaran bir unsurdu.



---------------
DİĞER KONU ANLATIMLI DERSLER----------------

Coğrafya Etkinlikleri

YENİ EKLENEN ETKİNLİKLERDEN HABERDAR OLMAK İÇİN FACEBOOK GRUBUMUZA KATILIN...KATILMAK İÇİN; BURAYI TIKLAYINIZ...

Diğer Sitelerimiz...

Coğrafya Dersi

www.cografyadersanesi.blogspot.com

Coğrafya İle İlgilİ Konu Anlatımı

www.osscografya.blogcu.com

Coğrafya Ve Dil Anlatım Etkinlikleri

www.etkinlikdersanesi.blogcu.com

Tüm Lise Dersleri Konu Anlatımı

www.lisederslerim.blogcu.com

Yeni Sınav Sistemi 2010 Hakkında Bilgi

www.lys2010.blogcu.com

www.ygs2010.blogcu.com

Türkiye İlleri Hakkında Bilgi


Lise 4 Coğrafya Konu Anlatımı

Lise 4 Coğrafya Konu Anlatımı

12.Sınıf Konu Anlatımı

İnka Kültürü-12.Sınıf Konu Anlatımı

Sığınılacak dağlar



Derin boğazların kestiği ve yaklaşık 300 metre yükseklikten inen çağlayanların süslediği Vilcabamba Sıradağları, eski İnka başkenti Cusco'nun 260 kilometre kuzeybatısından başlayarak Peru'nun engebeli iç kesimine dek uzanıyor. 1537'de Son İnka hükümdarlarından Manco İnka, İspanyolların elindeki Cusco'yu yeniden ele geçirmeye yönelik başarısız bir girişimin ardından ordusunun geri kalan bölümünü uçurumların ve sarp kayalıkların çevrelediği bu güvenli yere götürdü. Bu olaydan yüzlerce yıl önce İnka hükümdarlarının en büyüğü Pachacuti, yazları çekilip dinlenmek üzere Vilcabamba Sıradağları'nın dorukları arasındaki Machu Picchu'da bir kale inşa etmişti. Manco İnka'nın da çekilecek bir yere ihtiyacı vardı, ama yaz sıcağından değil, İspanyolların tüfek ve atlarından kaçmak için . Karşılık görmeyeceğine emin olarak Peru fatihlerine baskınlar düzenleyebileceği, erişilmez bir yer olmalıydı burası.

İnka Mumyası

İnka hükümdarı korunaklı dağ üssünden İspanyolları bezdirecek akıncı müfrezeler göndererek, İnka hazinelerini geri almaya ve ayaklanmaları desteklemeye çalıştı. İspanyollar ona karşı saldırılara giriştiler, ama zorlu arazi yapısı atlarını işe yaramaz hale getirdi. Yayan askerler, dağ eteklerindeki siperlerden ok atan ve kaya parçaları fırlatan gerilla savaşçıları için kolay hedeflerdi. Manco İnka sekiz yıl geçtikten sonra, Vilcabamba kalesinin bile onu içerideki ihanetten koruyamayacağını kavradı.

Francisco Pizarro'nun 1541'de öldürülmesinden sonra, hepsi de Peru'da kendi nüfuz alanlarını yaratmaya çalışan İspanyol suikastçılardan birkaçı Manco İnka'nın yanına kaçtı ve ondan sıcak bir karşılama gördü. Suikastçiler üç yıl boyunca İnkaların Vilcabamba başkentinin güvenliğinden ve konukseverliğinden doyasıya yararlandı. Derken büyük olasılıkla Peru'nun yeni genel valisinin onlara gönderdiği mektuplarda kendi koruması altında Cusco'ya dönmelerini özendirecek sözler vermesiyle durum değişti. Daha sonra olup bitenler tarihi kayıtlarda yer alıyor. Manco İnka'ya bağlı birliklerin baskınlarla meşgul olduğu bir sırada, suikastçılar arkadan saldırdıkları İnka hükümdarını defalarca bıçaklayarak bir cinayete daha bulaştılar. Ölüm döşeğinde üç gün yatan Manco İnka, kendisinden intikam alındığını öğrenmeye yetecek kadar yaşadı. Saldırganlar ise kıstırıldıkları binanın ateşe verilmesiyle diri diri yanarak veya alevlerden kurtulmaya çalışırken öldürülerek can verdiler.


İNKA KÜLTÜRÜNE AİT ŞEHİR

Bağımsız İnka devleti, Manco İnka'nın oğullarından üçünün yönetimi altında 28 yıl daha ayakta kaldı. Mayıs 1572'de 250 İspanyol savaşçısının başını çektiği bir kuvvet, İnkaların savunma hatlarını yarma ve son İnka hükümdarı Tupac Amaru'yu ele geçirme kararlılığıyla Cusco'dan yola çıktı. Çarpışmalar çok sert geçti, ama İspanyollar bu kez İnkaların dağ başkentine ulaşmayı başardılar. Irmaklar ve orman boyunca ve daha da ileriye Amazon'un içlerine dek 650 kilometre kadar kovalanan Tupac Amaru, sonunda yakalanarak Cusco'da yargılandı ve yandaşlarının gözü önünde kafası uçuruldu. Onun ölümüyle kudretli İnka saltanatı son buldu.

Baş döndürücü Vilcabamba yamaçlarını mor çiçek salkımlarıyla süsleyen acıbaklalar. Bu sıradağlarda yükseklikle birlikte iklim de değişir. Bir günlük yürüyüşte kavruk bir çölü, ılıman çayırlıkları, nemli bulut ormanları ve karla kaplı dondurucu dağ doruklarını art arda yaşayabilirsiniz.



---------------
DİĞER KONU ANLATIMLI DERSLER----------------

Coğrafya Etkinlikleri

YENİ EKLENEN ETKİNLİKLERDEN HABERDAR OLMAK İÇİN FACEBOOK GRUBUMUZA KATILIN...KATILMAK İÇİN; BURAYI TIKLAYINIZ...

Diğer Sitelerimiz...

Coğrafya Dersi

www.cografyadersanesi.blogspot.com

Coğrafya İle İlgilİ Konu Anlatımı

www.osscografya.blogcu.com

Coğrafya Ve Dil Anlatım Etkinlikleri

www.etkinlikdersanesi.blogcu.com

Tüm Lise Dersleri Konu Anlatımı

www.lisederslerim.blogcu.com

Yeni Sınav Sistemi 2010 Hakkında Bilgi

www.lys2010.blogcu.com

www.ygs2010.blogcu.com

Türkiye İlleri Hakkında Bilgi

www.siirtliyiz.blogcu.com

12.SINIF COĞRAFYA KONU ANLATIMI

12.SINIF COĞRAFYA KONU ANLATIMI

LİSE 4 COĞRAFYA KONU ANLATIMI

Bir Kentin Yeniden Varoluş Öyküsü: Hiroşima-12.Sınıf Konuları

HİROŞİMA


atom patlama anı
Batı Japonya’nın Çugoku Bölgesi'ndeki, hafızalara “ilk atom bombası” saldırısıyla kazınan Hiroşima, felaketin üstünden geçen 63 yılda “Su Şehri” ünvanına yakışır bir yeniden yapılanma öyküsüne imza attı.

Dönemin en güçlü derebeylerinden Mori Terumoto’nun Ota Nehri ağzında kendisine bir kale inşa ettirmeye karar vermesiyle (1589) şehirleşme yolunda ilk adımın atıldığı Hiroşima’ya içinden geçen altı nehir nedeniyle “Su Şehri” ve “100 Köprülü Şehir” de deniyor.

Hiroşima Kalesi’nin 4 yıl gibi kısa bir süre içerisinde tamamlanmasının ardından Terumoto bölgeye yerleşti, fakat Sekigahara Savaşı’nın kaybedenlerinden olunca, kalenin yönetimini de 1619 yılında Asano Nagaakira’ya devretmek zorunda kaldı. Edo Dönemi (1600-1868) boyunca Hiroşima Hanlığı’na başkentlik yapan şehirde ekilebilir arazilerin genişlemesi ve nüfusun artmasıyla canlanan ticaret, kentin yapılanma sürecini de hızlandırdı.


Kokuzen-ji Tapınağı
Fotoğraflar: arch-hiroshima
Büyük tapınaklar bu dönemin mimarisini temsil eden en önemli yapıtlardı. 1540 yılında tamamlanan Japonya’nın en büyük Budist tapınaklarından Kondo ve 1671’de tamamlanan bir başka Budist tapınağı Kokuzen-ji bu döneme ait bombalama sonrasında Hiroşima’da ayakta kalan önemli iki mimari eser.

Japonya’nın Modernleşme Hareketi

Hiroşima, Japonya’nın ulusal gelişmesi için Batı’yı bir model olarak kullanarak toplumsal, ekonomik ve siyasal sistemini yeniden örgütlediği ve Batı örneğine göre köklü bir modernleşme sürecine girdiği Meiji Dönemi’nden1 (1868-1912) de payına düşeni aldı ve ülkenin önemli merkezlerinden birine dönüştü. 1894 – 1895 yılları arasında Çin’e karşı sürdürülen savaş sırasında meclis ve karargah olarak kullanılan Hiroşima Kalesi, şehrin askeri kimliğinin oluşmasının da başlangıcı sayılabilir. Savaş sırasında Sanyo Demiryolu’nun Hiroşima’ya kadar uzatılması, ana istasyondan limana kadar askeri bir ulaşım hattının kurulmasının da bu anlamda etkisi büyük. Nitekim, kale 1904 - 1905 yılında Rusya ile yapılan savaş sırasında da yine karargah olarak kullanıldı.



Atom Bombası Kubbesi

Hiroşima’nın modern dönemini simgeleyen ilk yapılardan biri Çek mimar Jan Letzel tarafından tasarlanan (1915) “Hiroşima Endüstri Teşvik Evi" –sonrasında Atom Bombası Kubbesi adını almıştır. Japonya’da görevlendirilen diğer pek çok art- nouveau mimarı gibi Jan Letzel’in yarı Japon yarı Batılı tasarladığı bina, yerel ürünlerin tanıtıldığı ve satıldığı bir merkez olarak kullanılıyordu. Nehir kenarındaki konumuyla mükemmel bir manzaraya açılan yapı, Mart 1944’te Japonya’nın 2. Dünya Savaşı mücadelesine devam ettiği sürede bu fonksiyonunu kaybederek devlet dairesi olarak kullanılmaya başladı.

2. Dünya Savaşı öncesinde askeriyeye yönelik pek çok tesisin işlediği Hiroşima’da 1911 yılında tamamlanan Paketleme Fabrikası bu dönemde yapılmış ve “Batı” etkisinin gözlemlenebildiği bir başka bina. Şehir merkezinde olmaması nedeniyle yapı atom bombasından çok fazla hasar görmedi ve bugün 2/3’lük bölümü bir yemek firması tarafından diğer kısmı ise müze olarak kullanılıyor.


Honkawa İlkokulu

Bir yıl arayla tamamlanan Honkawa İlkokulu (1928) ve Taisho-ya Kimono (1929) mağazasının tasarımı ise Kiyoshi Masuda’ya ait. Japonya’nın en eski okullarından olan Honkawa ilkokulu aynı zamanda Hiroşima’nın demirli beton ile inşa edilen ilk eğitim yapısı. Orijinal halinde L formuna sahip yapının, 1951 ve 1987 yıllarında parça parça yıkılması nedeniyle geriye kalan dikdörtgen bölümü şu anda müze olarak hizmet veriyor. Betonerme binalar konusunda uzmanlaşmış Masuda’ya ait diğer Taisho-ya Kimono mağazası ise, yine kullanılan demirli beton sayesinde patlamadan diğer binalara nazaran daha az gördü. 1943-1957 yılları arasında Yakıt Evi, sonrasında rekonstrüksiyon ofisi olarak kullanılan bina şu anda Turist Bilgi Merkezi olarak hizmet veriyor ve geçirdiği tadilatlarla birlikte ilk tasarımı üzerinde pek çok değişiklik olmuş.


Turist Bilgi Merkezi


Felakete farkında olmadan adım adım yaklaşan Hiroşima kentinde Batı’nın etkisinin hüküm sürdüğü yapıların hızla inşası da devam ediyordu. Avrupa klasik mimarisi konusunda uzman Uheiji Nagano tarafından tasarlanan banka binası da Hiroşima’daki bir diğer önemli örnek. Rönesans stilinde, birinci katta Dorik kolonlar, ikinci katında Korint üslubunda kolonların, iç mekan düzenlemesinde ise İtalyan mermerinin kullanıldığı yapı bombalama sonrasında ciddi derecede hasar görmüştü, fakat başarılı bir onarım süreci sonrasında bugünkü halini aldı. 1936 yılında tamamlanan Nippon Ginko Bankası Şubesi de Nagano tarafından tasarlanan İyonik kolonlu Rönesans stilinde yapılmış bir başka bina.


Nippon Ginko Şubesi


Atom Bombası: Haritada Yok Olan Hiroşima

Teknoloji, kültür, sanat, eğitim gibi pek çok alanda hızla ilerleyen Japonya’nın ekonomik anlamda da Batılılar ile eş paya veya fazlasına sahip olma dürtüsü, oldukça büyük maddi ve manevi kayıplara neden olacak uzun bir mücadele dönemini de beraberinde getirdi. 1. Dünya Savaşı sonrasında değişen ekonomik dengeler silah endüstrisinde birbiriyle kıyasıya mücadele eden devletleri kaçınılmaz olarak tekrar karşı karşıya getirdi.

Japonya’nın 1940'da Nazi Almanyası ve Faşist İtalya ile üçlü anlaşmayı imzalayarak "mihver" devletlerini oluşturması üzerine, Birleşik Devletler hurda metal ve akaryakıt üzerine ambargo koydu ve Panama Kanalı’nı Japon gemilerine kapattı. Bunun üzerine Japonya, tarihin en kanlı ve sürpriz saldırısını 7 Aralık 1941’de Pearl Harbour’a düzenledi. Pek çok tarih bilimcinin, 2.403 Amerikan askeri ve 68 sivilin ölümüne neden olan bu saldırının Amerika tarafından Japonya’ya belirlenen diyeti olarak yorumladığı, 6 Ağustos 1945'te yerel saatle 08:15'de gerçekleştirilen atom bombası saldırısı ise Hiroşima’da ilk anda 140.000 kişilik bir katliama neden oldu.

Yapıların yaklaşık %69’unun tamamen yıkıldığı, %6,6’sının da ciddi şekilde hasar gördüğü kent saniyeler içinde tanınamaz hale geldi.


Hiroşima'nın patlama sonrasındaki durumunu gösteren maket
Fotoğraf: The Flying Kiwi



Bombadan Sonra Yaşam: Restorasyon Süreci

Bombalamadan bir ay sonra geçici sağlık ve eğitim yapıları hazırdı. Patlamayla birlikte kent dışına kaçmayı başarabilmiş az sayıda insan da yavaş yavaş dönmeye ve kendine barınacak basit konutlar inşa etmeye başladı. O günlerde dünya basınında yer alan haberlerde, Hiroşima topraklarında gelecek 70 yıl süresince bitki yetişmeyeceği söyleniyordu. Oysa bir grup hibakuşkanın (saldırıdan sağ kurtulan insanlara verilen isim) başlattığı yeşillendirme hareketi yıllar sonra olumlu sonuç verecekti.

22 Şubat 1946’da Hiroşima Başkanı Tsunei Kusunose, bir grup lideri Hiroşima’nın geleceği ve rekonstrüksiyon hakkında konuşmak için yuvarlak masa toplantısına davet etti. Liderlerin toplantıdaki konuşmaları şu sözlerle kayıda geçti:

Başkan Kusunose: “Restorasyon kelimesi yerine rekonstrüksiyonu kullanmayı tercih ederim. İki tür rekonstrüksiyon yaklaşımı olmalı. Biri araç yollarının onarılması, köprüler ve geçici konutların inşa edilmesi gibi olabildiğince hızlı yapılması gereken kısa vadeli rekonstrüksiyon; diğeri ise yapı malzemeleri konusunda şu anda yaşanan sıkıntı nedeniyle yapılamayacak uzun vadeli rekonstrüksiyon. Adım adım çalışmamız gerekiyor. Dünyadan Hiroşima için rekonstrüksiyon planları toplamaya ne dersiniz?”

Yoshiro Saeki (Din Tarihçisi):Hiroşima’yı büyük bir şehir olarak inşa etme fikrine karşıyım. Küçük ölçekte, iyi planlanmış bir Hiroşima çok daha iyi. Tokyo metropolünün bugünkü durumu, yanlış izlenen politikaların sonucudur. Böyle bir durumdan kaçınmalıyız. Benim fikrime göre Hiroşima’nın kendi kendine büyümesine izin vermeliyiz

Hiroşima'nın rekonstrüksiyonunu gösteren maket
Fotoğraf: The Flying Kiwi


Yoko Ota (Roman Yazarı): “Hiroşima nehirlerinin kıyıları yeşil alan ve park olarak düzenlenmeli. Kentin dış eteklerinde saldırıya maruz kalmış ve şu anda kulübelerde yaşayan insanlar için konutların inşa edilmesi zaruri bir ihtiyaçtır. Şehre çok sayıda ağaç dikilmeli. Düş ile gerçeğin uyum içinde bir araya getirilmesi halkın yaşamına zenginlik katacaktır.”

Tomiko Koura (Kure Şehri Belediye Başkanı Yardımcısı): “Patlamanın gerçekleştiği alanın, dünya barışını simgeleyen bir anı mezarlığı olarak geniş bir boşluk halinde bırakılmasını istiyorum. Sayısız insanın hayatını kaybettiği bir alanda şehri kurmak konusunda şüphelerim var. Yeni Hiroşima’nın eski kent üzerinde inşa edilmesine gerek yok. Kentin dışında yeni bir yer aramamız gerektiğini ve yeni Hiroşima’yı orada kurmamız gerektiğini düşünüyorum.”

Hikojiro Oshio (NHK Hiroşima Merkez Radyo-TV İstasyonu Yayın Departmanı Müdürü): “Güçlü bir şekilde kültür seviyesinin yükseltilmesi gerektiğini düşünüyorum. Derme çatma bile olsa bir kütüphane inşa edilmeli. Ayrıca en kısa zamanda vatandaşların kültür gereksiniminin karşılanması için bir an önce sinema ve tiyatrolar kurulmalı.”

Hayashi (Hiroşima Betsuin Tapınağı’nın Başkeşiş Yardımcısı):
“Kapsamlı bir kent planı olmaması rekonstrüksiyonun gecikmesine sebep oluyor. Hiç değilse ana yolların güzergahıyla ilgili kararın ilk olarak verilmesi lazım. Tapınakların savaş öncesinde olduğu gibi tek bir alanda toplanmak yerine çeşitli bölgelere dağıtılmalı. Sonrasında yerel insanlar tarafından çeşitli aktiviteler için ve kamu oditoryumu olarak kullanılabilir.”

Yoshiro Fukui (Sanatçı): “Nehir kenarlarında geniş yolların ve yeşil bantların inşa edildiğini görmeyi isterim. Hiroşima’yı Japanya’nın yüksek nitelikli yaratıcı kültürünü yansıtan modern bir kent olarak görmek istiyorum. Ortaya konan düşünceler, herkesin Hiroşima’yı barış içinde, yeşil, modern bir kent olarak kurma konusunda hevesli olduğunu gösteriyor. Yine de, şu anda bu fikirlerin düş olduğu kabul edildi.”

Yapılan bu toplantının ardından, hızla yeniden yapılanmasına ve yeşillendirilmesine başlanan Hiroşima’da artık hayat yeniden başlıyordu.

Hiroşima Barış Hatırası Müzesi ve Parkı

2. Dünya Savaşı sonrasında Japonya’da mimarinin bu yapı ile başladığı söylenebilir. 1955 yılında tamamlanan ve toplam 1.615 m² alana sahip kompleks Japon modern mimarisinin başyapıtı olarak kabul ediliyor. Kenzo Tange’nin Londra’ya giderek CIAM’a sunduğu ilk Hiroşima projesinin, ünlü Marsilya konutları Unite d'Habitation’ı anımsattığı söylenebilir.


Hiroşima Barış Hatırası Müzesi ve Parkı
Fotoğraflar: arch-hiroshima


Hiroşima yetkilileri 1949 yılında Nakajima Bölgesi'nde bir park düzenlenmesi için yarışma açmaya karar verdi. Yarışma Nakajima deltasını ve Atom Bombası Kubbesi çevresini kapsamaktaydı. Yarışma sonucunda Birincilik Ödülü’nü Kenzo Tange, İkincilik Ödülü’nü Toshiro Yamashita, Üçüncülük Ödülü’nü ise Ryuzo Arai kazandı. Tange, Atom Bombası Kubbesi’ne kadar uzanan 100 metre uzunluğundaki Barış Bulvarı üzerinde çalışmaya başladı ve bugün Barış Bulvarı (a), Müze (b), Anıt Mezar ve Atom Bombası Kubbesi’ni kapsayan Hiroşima Barış Hatırası Müzesi ve Parkı ortaya çıktı. Her yıl 6 Ağustos’ta burada toplanan binlerce insan kayebettikleri yakınlarını burada düzenlenen geleneksel törenle anıyor.


Yarışmaya sunulan taslaklar


2005 yılında Hiroşima Barış Hatırası Müzesi ve Parkı’nın girişine Jean Michel Wilmotte, Clara Halter ve Obayashi Corp. tarafından tasarlanan evrensel bir “Barış Kapısı” inşa edildi. 902,5 cm yüksekliğinde, 264 cm genişliğinde ve 160 cm derinliğindeki kapının üzerinde 49 ayrı dilde yazılmış “barış” kelimesi yer alıyor.

Tohgo Murano'nun tasarladığı katedral



Yeşillendirme Hareketi

Kente atılan atom bombasıyla, 4 kilometre çapındaki alana yayılan ışınlarla ağaçların gövdeleri yandı, dalları ve yaprakları patlamanın etkisiyle havaya uçtu. Şehirin yeşili yerini kül rengi bir çöle bıraktı. Hiroşima’ya, yaralarının sarılması adına çok sayıda ağaç getirildi ve ilk olarak 1948’de zarar gören Hijiyama Parkı yenilendi. Ardından da belediye tarafından erozyon kontrolü projesi gerçekleştirildi.

1957 ve 1958 yıllarında şehir çapında, sloganı “Hiroşima’nın 20 yıllık rüyası” olan bir ağaçlandırma kampanyası başlatıldı. Barış Bulvarı boyunca, Barış Anıtı ve Chuo Parkı’nda, 4 farklı ülkenin 23 şehrinin belediye başkanlarının yardımıyla ağaçlandırma kampanyaları yürütüldü. Kampanya için bağışlanan 1.200 ağaç 1957’de Barış Bulvarı’na ve 1958 yılında ise 1.300 ağaç çok sayıda çalılığa dikildi.

12 SINIF COĞRAFYA KONU ANLATIMI

12 SINIF COĞRAFYA KONU ANLATIMI

--- DOĞUNUN YILDIZ ÇİN'E BİR BAKIŞ ---



CCTV Televizyonu Merkez Binası
Fotoğraf: Doug Kanter


Pekin’in yeni havaalanında Batılılar’ın yaşadığı şaşkınlık, bir sürpriz değil. Bunun nedeni, sadece yapının inanılmaz büyüklüğü değil, aynı zamanda mekanın neden olduğu “Batı dünyasını değişimleriyle gölgede bırakan bir başka dünyaya açılan bu kapıdan bir daha geri dönememe hissi...”.

Bu deneyim, yüz yılı aşkın bir süre önce Viyanalı mimar Adolf Loos’un New York Limanı’nda buharlı bir gemiden indiği anda hissettiklerine benziyor olmalı. Geleceğe açılan bir kapıdan geçen Loos, Avrupa kültürünün “eskidiğini” de o anda algılamıştı.

Norman Foster’ın tasarladığı Pekin Havaalanı’na kentin diğer kayda değer binaları eşlik ediyor: Paul Andreu’nün yumurta biçimli Ulusal Tiyatro Binası, Herzog & de Meuron’un “kuş yuvası” olarak bilinen Ulusal Stadyumu, yarı saydam cephesiyle PTW’nun Ulusal Su Sporları Merkezi ve Rem Koolhaas’ın eğik ve birbirine bağlı bileşenleriyle son zamanların en başarılı mimarlık eserleri arasında gösterilen CCTV Televizyonu için tasarladığı merkez binası bu listede yer alıyor.

Eleştirmenler, “önemli profile sahip” bu projeleri ülkenin yeni gelişmekte olan sektörlerinin bir sembolü olarak yorumluyor. Yine de bu binaların basit birer güç simgesi olmaktan farklı özelliklere de sahip olduğu görmezden gelinmemeli. 16. yy Roma’sı veya 19. yy Paris’ine ait anıtlar gibi, Çin’in yeni mimarlığının da ekonomik gelişmelerle olduğu kadar zihinsel ve kültürel ilerlemeyle de yakından ilgisi var.

Her bina, kendine has bir şekilde “Yeni Çin”in kamusal mekan anlayışını yansıtıyor. Ölçeklerin büyüklüğü ise, her ne kadar kullanıcı açısından bazen ürkütücü olsa da ülkenin yeni gelişmekte olan bir ulusal kimliği şekillendirme çabasının bir sembolü olarak yorumlanabilir.

Pekin Ulusal Stadyumu
Fotoğraf: Doug Kanter


Norman Foster’ın Pekin Havaalanı, Çin’in modernizm anlayışını yansıtan en büyük ve en katıksız proje. Binanın yan yana konumlandırılmış iki “bumerang”tan oluşan formu, biçimsel olarak birçok kez ejderhayla kıyaslandı. Albert Speer’in 1930’lu yıllarda hava taşımacılığının sembolü olarak tasarladığı Berlin’deki Tempelhof Havaalanı ise, “Yeni Avrupa’ya Giriş Kapısı” anlamını taşıması ve “hareket eden” toplumların vizyonunu yansıtması açılarından Pekin Havaalanı’yla ortak özellikler taşıyor. Pekin Havaalanı, “hareket eden” toplumların vizyonunu yansıtması açısından, “Yeni Avrupa’ya Giriş Kapısı” anlamını taşıyan, Albert Speer’in 1930’lu yıllarda hava taşımacılığının sembolü olarak tasarladığı Berlin’deki Tempelhof Havaalanı ile ortak özellikler taşıyor.

Tempelhof gibi Pekin Havaalanı da hava taşımacılığını simgeleyen büyük ve kıvrımlı yapısal bileşenlere sahip. Ancak yapının iç mekanı sürprizler barındırıyor. Norman Foster ise, tasarımında hareketlilik idealini farklı bir düzleme taşımış. Terminalin tavanındaki ışıkların yönlendirdiği kullanıcılar, rampaları ve geniş yaya köprülerini kullanarak yerden yükseltilmiş toplanma alanına varıyorlar. Bu noktadan sonra, yol, tren ve metro ağları ile, uzantıları tüm bölgeye yayılan kanallara ve parklara ulaşmak mümkün.

Tüm kenti birbirine bağlayan bu ağ, yedi yıl önce olimpiyatların düzenleneceği duyurulan Pekin’i tamamen değiştirdi. Tüm bu büyük kamusal projelerin 20. yy’ın ortasında teknolojiye duyulan inancın sınırsız olduğu ABD’de değil de Çin’de gerçekleştirildiğine inanmak güç. Bu teknoloji rüyasının, Amerikalılar için anlamını yitireceği ve 21. yy Çin’inde eskisinin on katı büyüklüğünde tekrar doğacağını önceden tahmin edebilmek ise imkansız gibi.

Havaalanından uzaklaştıkça, Çin’in dönüşüm rüyası kolayca etkisini kaybediyor. Çünkü tek görebileceğiniz, her iki yanı yeni fakat niteliksiz kuleler tarafından çevrelenen sıradan yollar. Bu kuleler bir araya gelerek zengin ve fakir arasındaki uçurumu gittikçe daha da belirginleştiren dışarıya kapalı ve güvenlikli siteler oluşturuyor. Neredeyse hepsi olimpiyatlara hazırlık amacıyla inşa edilmiş olmasına rağmen, konstrüksiyon malzemelerinin düşük kalitesi, onlarca yıllık ve yıpranmış bir görüntü sergilemelerine neden oluyor.

Bu, Çin’in modernizm anlayışının diğer yüzü. Başlangıçta, savaş sonrası ABD’yi ve Avrupa’yı da etkileyen Çin’in mimari deneyimleri, bir yandan ümit verirken diğer yandan da sefalet çağrışımları yapıyor. Görünüşe bakılırsa, bu ülkede her şey mümkün: Ütopyaların gerçekleşmesi hiç zor değil, ancak insan hayatına aldırmazlığın en üzücü örneklerine de burada rastlanıyor.


Pekin Havaalanı, Foster and Partners
Fotoğraf: Nigel Young / Young


Bu gerginlik ve çelişkiler Tiananmen Meydanı’nın hemen batısındaki Andreu’nün Ulusal Tiyatrosu’nda kodlanıyor. Oval titanyum-cam kubbesi ve etrafını çevreleyen sığ yansıtıcı havuzuyla tiyatro kompleksi, Tiananmen Kapısı’yla sonlanan doğu-batı koridoru -Eternal Peace Bulvarı- üzerinde bulunuyor.

Bulvar üzerinde Great Hall of the People’dan, Pekin Tren İstasyonu ve Devrim Müzesi’ne kadar 1949 Çin Devrimi’nin 10. yıldönümünde inşa edilmiş çok sayıda Sosyalist yapı bulunuyor. Tiyatro, 30 yıl önce Forbidden Palace’ın (Yasak Saray) karşısında inşa edilen Mao’nun mozolesinden beri bu tarihi bölgede yükselen bir kaç temel kültürel anıttan biri.

Andreu geçtiğimiz günlerde Pekin’de kahve sohbeti sırasında burayı, “sıradan vatandaşlara açık” bir mekan olarak tanımlamıştı.

Andreu, “Burası çok sakin bir yer. Dokunulmaz bir bina, bu gizemi yok etmek istemedim. Suyun kenarından, ağaçların içinden geçerek varıyorsunuz. İçine de giriebilirsiniz. Ben insanların, bunun kendileri için var olduğunu anlamalarını istedim,” diyor.

Binanın simetrik düzeni ve yekpare ölçeği şimdiye kadar başka yorumları da beraberinde getirdi. Etrafını saran yansıtıcı havuzla dayatılan tecritliği, giriş dizisiyle de güçleniyor: Ziyaretçiler havuzun altından geçip büyük ve derin kubbenin içinde tekrar ortaya çıkmadan önce, heybetli merdivenlerle toprağın içine doğru ilermek zorunda. Bu sanki tiyatroyu kente bağlayan dev bir göbek bağı gibi.

Giriş pasajı unutulması güç benzerlikleri akla getiriyor. Kültürel Devrim’in sonrasında Pekin’de büyümüş Çinli mimar Yan Meng, 1970’lerde ve 1980’lerde Tiananmen Meydanı’nın pek çok açıdan kentin sosyal kalbi olduğunu anlatıyor: “Çok daha az araç vardı ve çok daha erişilebilirdi. Bir öğleden sonra arabanızla meydandan geçerken, iskambil oynayan insanlar ve havada uçurtmalar görebilirdiniz.”


1989 yılında yaşanan Tiananmen Meydanı protestoları ve hükümetin sert müdahelelerinin ardından kent meydanın çevresine yaya bariyerleri eklendi. Bugün yalnızca güvenlik güçlerinin devriye gezdiği meydana, korkutmasa da, kasvetli ve soğuk bir his veren alt geçit aracılığıyla ulaşılabiliyor. Yer üstüne çıktığınızda adeta bir turizm bölgesi izlenimi veriyor, Çinliler burada çoğunlukla ucuz hatıra eşyaları alıp satıyorlar.

Yan Meng, Ulusal Tiyatro’nun dolambaçlı girişinin, 1989’da yaşanan kıyım sonrasında kamu hayatına getirilen kısıtlamayı yansıtmasını öneriyor. Meydanla ilgili olarak “Artık kimseye ait değil. Bu kontrolle ilgili,” diyor.

Olasılıkları Zorlamak
Çin’in yükselen prestijinin en gösterişli mimari sembollerinden bazıları ise geleceği göz önüne seren daha aydın yorumları yansıtıyor. Yüksek özgüvenleriyle olabilecek bütün detayları irdeliyorlar.

Olimpiyat Stadı ve Ulusal Su Sporları Merkezi, Yasak Kent ve Mao’nun mozolesi ile eşdeğer ulusal öneme sahip tarihi tören aksı üzerinde ve kent merkezine 10 mil uzaklıkta yer alıyor. Jacques Herzog ve Pierre de Meuron’un stadyumu, Olimpiyat Oyunları’nı anlatan daha tanıdık bir sembol olarak diğer iki yapıdan çok daha fazla fotoğraflandı. Devasa elips formu, sık kafes çelik kolonlarla destekleniyor.

Yükselirken dönen ve bükülen kolonlar, çok büyük bir kamu heykelini andırıyor. Kolonlara dışardan bakıldığında içerideki aktiviteyi kapsamak için sanki gerildiği izlenimini veriyor. Yapı boşken, yoğunluğu sanki o kitlesel etkiliğin beklentisi içinde titriyormuş gibi garip bir şekilde yükseliyor.


Ulusal Olimpiyat Stadı, Herzog & de Meuron
Fotoğraf: Iwan Baan

Şimdiye kadar stadyumun geleceği üzerindeki soru işareti yeni Çin’in nasıl tanımlanacağı üzerindeki gerilimleri vurguladı. Stadyum, düzenli sıralanmış konut kuleleri ile çevrelenen geniş bir parkın ortasında bulunuyor. Oyunlardan sonra, Herzog ve de Meuron, binanın büyük bir kamu forumuna ve toplum için görsel bir nirengi noktasına dönüştürülmesini umuyor.

Hükümet, projenin en cazip yerlerinden biri olan açık alana park edilmesinin önüne geçebilmek için, yapının etrafını parmaklıkla çevirmek istiyor. Yerel geliştircilerden biri ise tasarımın kamusal ruhunu tamamen kenara iten bir teklifle, yapının altına bir alışveriş merkezi yapmayı öneriyor.

Tek yapabildiği yapının esnekliğini korumaya çalışmak olan Herzog, “Yapı açık olacak şekilde tasarlandı. Bu kamusal bir heykel çalışması,” diyor ve umutla ekliyor: “Bir parmaklık koysalar da, en azından onu gelecekte bir gün yine kaldırabilirler.”

Pekin’in birkaç mil güneyindeki yeni ofis bölgesinde yer alan, bölge televizyon yönetimi CCTV’nin Merkez Binası’nı tasarlayan Koolhaas da benzer taleplerle karşılaşıyor. Uzun görüşmeler sonucunda, yapının ne kadarının halka açılacağı ortaya çıktı: Mimarın en büyük endişesi, CCTV yöneticilerinin, alanda kesişen iki yolu kapatmak istemeleriydi. Meydanın muazzam bir kısmı da şirket çalışanlarının kullanımı için sınırlandırılmış olacak.

Tamamlanmasından bir yıl önce bile CCTV binası oldukça ilgi çekiyordu ve birtakım tartışmalara konu olmuştu. Kimileri, 1931-33 yıllarında Stalin Rusya’sında Sovyet Sarayı için açılan yarışmaya benzeterek, Koolhaas’ı bu işi kabul ettiği için ayıplıyorlardı. Aslında Koolhaas’ın propaganda aracı için devasa bir anıt tasarlamakla suçladılar.

Fakat proje, bizim anıtsal bir yapıya ait bütün beklentilerimize meydan okuyan bir çalışma. Herzog ve de Meuron gibi Koolhaas da, şimdi geç 50’lerinde ve erken 60’larında olan, çalışma yaşantılarının başında Modernizm akımının sıkıcı, resmi sadeliğine muhalefet eden bir mimarlık jenerasyonundan geliyor. Dışlanmış ve uygunsuz olana yer açmak ve devasa yekpare boyutu kırmak için anıtlara asimetrik formlarla şekil verdiler. Şimdi de otoriter yönetimlerin ve çokuluslu şirketlerin de içinde bulunduğu müşteri kitlesi için ortak bir dil arayışındalar.


CCTV Televizyonu Merkez Binası
Fotoğraf: Feng Li / Getty Images

Koolhaas CCTV merkez binasının tasarımına, yapının dışından algılanabilecek insani ölçü izlerini silerek başladı. Cephede geleneksel pencere türlerine ya da döşemenin başlangış – bitiş çizgilerine ait herhangi bir ize rastlamanız mümkün değil. Yapının formu, binaya baktığınızda tamamen çarpık bir perspektif sunuyor. Bazı noktalardan yapı ezilerek yassılaşıyormuş gibi görünürken, diğer noktalardan da yana eğilmiş izlenimi veriyor.

Sonuçta yapıyı sabit bir ölçüde tanımlamak mümkün değil. Çevresindeki standart cam ve çelik sistem gökdelenlerin arasından, bazen bir çocuk oyuncağı kadar küçükmüş gibi algılanırken, başka bir açıdan konsol çıkan katların dayanılmaz ağırlığına karşı Herkül kuvvetiyle savaşırken görülüyor.

Bu sadece bir oyun değil. Koolhaas, yeni global kültürün esnekliğini ve mimarlığın bireysel hayatın samimi ölçüleriyle, toplumların karmaşık gelgitleri arasındaki boşluğu doldurma yolunu keşfetme sürecini vurguluyor. Yapının aktardığı otoriter görüntü maksatlı olarak belirsiz bırakılmış. Bir an kararlı, sonra utangaç ve çekingen olabilen değişken form, yansıttığı merkezi gücün etkisi kadar, ortak endişeler hakkında da birçok şey söylüyor.

Koolhaas büyük oyuklar açarak sosyal değişimlere yer açmış. Yapının içi, kamusal aktiviteler, kafeteryalar, seyir terasları ve galerilerin, bir ayaktan diğerine uzanıp, yer altında metroya bağlandığı sonsuz bir döngü halinde tasarlanmış.

Mimar, kamusal ve özel alanların arasında ayrımı, toplumun normlarının değişimi ve gelişiminde olduğu gibi, sürekli yer değiştiren ve yeniden düzenlenen aktif bir savaş alanı olarak görüyor. Şimdilik CCTV’deki kullanım şeklini mimar değil, şirketin hükümet tarafından belirlenen yönetim birimleri belirliyor.

Bu durum devam edecek gibi görünüyor. Mimarlar yüzyıllarca, medeniyetleri aydınlatan ya da dönüştüren, sonunda da toplumun büyük bir kısmında istenen etkiyi yaratamayan, dışlanmış bir ihtişam kalıntısına dönüşen yapılar tasarladılar. Bu durum aynı zamanda, Çin’de yaşananların da kanıtı.


---------------
DİĞER KONU ANLATIMLI DERSLER----------------

Coğrafya Etkinlikleri

YENİ EKLENEN ETKİNLİKLERDEN HABERDAR OLMAK İÇİN FACEBOOK GRUBUMUZA KATILIN...KATILMAK İÇİN; BURAYI TIKLAYINIZ...

Diğer Sitelerimiz...

Coğrafya Dersi

www.cografyadersanesi.blogspot.com

Coğrafya İle İlgilİ Konu Anlatımı

www.osscografya.blogcu.com

Coğrafya Ve Dil Anlatım Etkinlikleri

www.etkinlikdersanesi.blogcu.com

Tüm Lise Dersleri Konu Anlatımı

www.lisederslerim.blogcu.com

Yeni Sınav Sistemi 2010 Hakkında Bilgi

www.lys2010.blogcu.com

www.ygs2010.blogcu.com

Türkiye İlleri Hakkında Bilgi

www.siirtliyiz.blogcu.com

Siyahi Firavunlar-12.sınıf Konu anlatımı

Siyahi Firavunlar-12.sınıf Coğrafya Konu anlatımı

12.sınıf mısır uygarlığı konusunu anlatırken yararlanabilirsiniz.



kaynak:http://80.190.202.79/pic/t/tolga-nalkon/konu_buyuk_1.jpg

Eski Mısır'ı 75 yıl boyunca yöneten Nübyeli krallar, ülkeyi yeniden birleştirip bir imparatorluk kurdu. Onlarınki, tarihin yakın zamana dek gölgede kalmış bir bölümüydü.


kaynak:http://80.190.202.79/pic/t/tolga-nalkon/mercek_1_7.jpg

İÖ 730'da Piye adında bir adam, Mısır'ı Mısır'dan kurtarmanın tek yolunun onu istila etmek olduğuna karar verdi. Bir kurtarıcı gelene kadar her yer fena halde kana bulanacaktı.
"Ahırınızdaki en iyi atları hazırlayın"diye emir verdi komutanlarına. O muazzam piramitleri inşa eden muhteşem uygarlık yoldan çıkmış, küçük kabile şefleri tarafından parçalanmıştı. Piye, yirmi yıldır Afrika'daki büyük bölümü günümüz Sudan'ında yer alan Nübye bölgesinde kendi krallığını yönetiyordu. Ama kendisini aynı zamanda Mısır'ın gerçek hâkimi, II. Ramses ve III. Tutmosis gibi firavunların uyguladığı ruhani geleneklerin meşru varisi olarak görüyordu. Piye belki de Aşağı Mısır'a hiç gitmediği için onun bu iddiasını ciddiye almayanlar da vardı. Ve şimdi Piye, yozlaşan Mısır'ın boyun eğişine ilk elden tanık olacak, daha sonra da "Aşağı Mısır'ın güçlü parmaklarımın tadına bakmasına izin vermeliyim"diye yazacaktı.


kaynak:http://www.mainlesson.com/books/hurlbut/bible/zpage099.jpg
Piye'nin askerleri Nil Nehri'nin kuzeyine yelken açtı. Yukarı Mısır'ın başkenti Teb'de karaya çıktılar. Kutsal topraklarda savaşa girmenin bir adabı olduğuna inanan Piye, askerlerine savaştan önce Nil'de yıkanarak arınmalarını, en kaliteli keten giysilerini kuşanmalarını ve vücutlarına kendi koruyucu tanrısı olarak tanımladığı koç başlı güneş tanrısı Amon'a adanan Karnak'taki tapınağın suyundan serpmelerini söyledi. Piye kendisi de bir ziyafet verdi ve Amon'a kurbanlar sundu. Böylece günahlarından arınan komutan ve adamları, yollarına çıkan bütün ordularla savaşmaya başladı.
Bir yıl süren seferin sonunda Mısır'daki bütün liderler silahlarını bıraktı. Aralarında Piye'ye haberci göndererek, "Merhametli ol! Bu utanç günlerinde senin yüzüne bakamam; ateşinin karşısında duramam, haşmetinden korkarım"diyen Nil deltasının güçlü kabile şefi Tefnahte de vardı. Yenilenler, hayatlarına karşılık Piye'den kendi tapınaklarında ibadet etmesini, en değerli mücevherlerine el koymasını ve en iyi atlarını almasını istedi.
O da bu isteklerini yerine getirdi. Ve ardından, tir tir titreyen yeni tebaasının önünde, "İki Ülkenin Efendisi"olarak henüz kutsanmış olan Piye, beklenmedik bir şey yaptı: Ordusunu ve savaş ganimetlerini toplayıp güneye, Nübye'ye yelken açtı ve bir daha da Mısır'a dönmedi.

Piye 35 yıl süren hükümdarlığının ardından İÖ 715'te yaşamını yitirdiğinde, tebaası onu isteklerine uygun olarak yanında çok sevdiği dört atı ile birlikte Mısır tarzı bir piramide gömdü. 500 yıldan uzun süredir ilk kez bir firavun bu şekilde gömülüyordu. Ne yazık ki, önemli başarılar kazanan bu büyük Nübyelinin yüzü kelimenin gerçek anlamıyla tarihin sayfalarından silindi. Mısır'daki fetihlerinin anısına, granit taş levhalara ya da stellere özenle kazınmış betimlerinin ortadan kaldırılmasının üzerinden çok zaman geçti. Nübye'nin başkenti Napata'daki tapınakta yer alan rölyefte Piye'nin sadece bacakları duruyor. Görünüşü hakkında öğrenebildiğimiz tek şey var, o da teninin siyah olduğu.
Piye, siyahi firavunlar diye anılan ülkenin 25. Hanedanı'nın bir üyesi olarak Mısır'ı üç çeyrek yüzyıl boyunca yöneten bir dizi Nübye kralının ilkiydi. Gerek Nübyeliler gerekse düşmanlarının steller üzerine kazıdıkları yazıtlardan, bu hükümdarların kıta üzerinde bıraktıkları büyük ayak izlerini saptamak mümkün. Siyahi firavunlar, parçalanan Mısır'ı yeniden birleştirip ülkeyi görkemli anıtlarla donattılar ve güneyde günümüz Hartum'undan, kuzeyde Akdeniz'e kadar uzanan bir imparatorluk kurdular...


---------------
DİĞER KONU ANLATIMLI DERSLER----------------

Coğrafya Etkinlikleri

YENİ EKLENEN ETKİNLİKLERDEN HABERDAR OLMAK İÇİN FACEBOOK GRUBUMUZA KATILIN...KATILMAK İÇİN; BURAYI TIKLAYINIZ...

Diğer Sitelerimiz...

Coğrafya Dersi

www.cografyadersanesi.blogspot.com

Coğrafya İle İlgilİ Konu Anlatımı

www.osscografya.blogcu.com

Coğrafya Ve Dil Anlatım Etkinlikleri

www.etkinlikdersanesi.blogcu.com

Tüm Lise Dersleri Konu Anlatımı

www.lisederslerim.blogcu.com

Yeni Sınav Sistemi 2010 Hakkında Bilgi

www.lys2010.blogcu.com

www.ygs2010.blogcu.com

Türkiye İlleri Hakkında Bilgi

www.siirtliyiz.blogcu.com

**

COĞRAFYA DERSİ © 2008 Template by Dicas Blogger.

TOPO  

|Kayseri Nakliyat| |Kayseri Evden Eve Nakliyat|